Din, ideoloji, inanç, ahlak... Ya hepsi birer aldatmaca ya da hepsi tamamiyle gerçek. İnanmak da inanmamak da insanın elinde. Sorgulamak da sorgulamamak da bir seçenek... Bu şeylere körü körüne bağlı olmak ya da olmamak da öyle. Aslında hiç bir insan kendi menfaati olmayan bir şeye körü körüne bağlı olmaz. En dindar, en ahlaklı, en inançlı insanın bile inandığı şeyle çeliştiği bir nokta muhakkak bulunur.
Aksi mümkün mü? Herkes aynı düşünmüyor ve aynı gerçeğe inanmıyorsa, tek sabit bir oluşuma inanmak, ibadet etmek ne mümkün... İnsan kendi dinini oluştursa, kendi ahlak sistemini kursa bile ona uyamayacak kadar bencil değil mi? Kuralları çiğnemeyi, kuralsızlığı tek kural haline getirmeyi sevmiyor mu? Gördüğüne "anarşik" deyip aşalayan ama özünde, içinde olaylara, tabulara, kurallara karşı en anarşist olan o değil mi? Neyse...
Körü körüne bağalanamaz dedik... Aslında bağlanır, ama en aptal şeye bir insana... Bir insana bağlanmak kolaydır ve işe gelen bir şeydir çünkü. Mutluluk verir.
Peki ya adalet? Olmadığı zaman peşini kovaladığımız o adalet? Nedir adalet? eşitler arası eşit mi, yoksa eşit olmayanları önce eşit yapıp sonra aralarında bir eşitsizlik yaratmak mı? yoksa mutlak bir eşitlik mi? yoksa zaten eşit olanların kendini tatmin amaçlı uydurduğu bir kelime mi? Adalet asla ezenin, zaten çoktan eşit olanın dilinde olmaz. Adalet mendil satan çocuğu peşinden kovalamaya çalışan kişinin lugatında yoktur. Onun için zaten adalet yanlıştır. Bu dahil her türlü genellemenin yanlış olduğu da aşikar. Eee.. peki nedir o zaman adalet?
Eşitlik çok klişe bir cevap olur bu soruya. Adalet asla yaşanan bir şey olmamalıdır yoksa bir anlık yaşanır ve biter. Adalet, eşit olmayanın görüldüğü an insanın içini acıtan duygudur. Bir mendilci, dilenci görüp içiniz mi acıdı? Tebrikler adalet duygunuz var demektir. Bu duyguyu kelimelere dökmeniz bir adım atmanız gerekmez. O duyguyu yaşamak yeterlidir adalet'in varlığı için.
Peki ya Tanrı? Din? Her din farklı isim koymuştur tanrıya. İnanmayanlar da var elbette. İnanmayanlar için zaten bu noktadan sonrası önemli değil. Peki inananlar, yukarıdaki adalet tanımı gerçekten adaletse, yani eşit olmayan görüldüğünde acıma duygusunu yaşamak adaletse, Tanrı adaletsiz midir? Onlara acımıyor mudur ki onları o duruma sokmuştur? Cevap vermek zor ve karmaşık bir soru ne yazıkki bu.
Olaya din penceresinden bakmadan ister inanan ister inanmayan, aslında önce bu soruyu kendine sormalıdır. Evet onlara acıyorum ama neden onları bu duruma soktum, toplumca soktuk? ee yazar, az önce acımak yeterli hiç bir şey yapmasak da olur demiştin adalet için?? Zaten buna kandıysa bir kişi bencil bir kendini kandırıkçıdır. Birine el uzatmadan adalet mi olur yoksa?...
Aksi mümkün mü? Herkes aynı düşünmüyor ve aynı gerçeğe inanmıyorsa, tek sabit bir oluşuma inanmak, ibadet etmek ne mümkün... İnsan kendi dinini oluştursa, kendi ahlak sistemini kursa bile ona uyamayacak kadar bencil değil mi? Kuralları çiğnemeyi, kuralsızlığı tek kural haline getirmeyi sevmiyor mu? Gördüğüne "anarşik" deyip aşalayan ama özünde, içinde olaylara, tabulara, kurallara karşı en anarşist olan o değil mi? Neyse...
Körü körüne bağalanamaz dedik... Aslında bağlanır, ama en aptal şeye bir insana... Bir insana bağlanmak kolaydır ve işe gelen bir şeydir çünkü. Mutluluk verir.
Peki ya adalet? Olmadığı zaman peşini kovaladığımız o adalet? Nedir adalet? eşitler arası eşit mi, yoksa eşit olmayanları önce eşit yapıp sonra aralarında bir eşitsizlik yaratmak mı? yoksa mutlak bir eşitlik mi? yoksa zaten eşit olanların kendini tatmin amaçlı uydurduğu bir kelime mi? Adalet asla ezenin, zaten çoktan eşit olanın dilinde olmaz. Adalet mendil satan çocuğu peşinden kovalamaya çalışan kişinin lugatında yoktur. Onun için zaten adalet yanlıştır. Bu dahil her türlü genellemenin yanlış olduğu da aşikar. Eee.. peki nedir o zaman adalet?
Eşitlik çok klişe bir cevap olur bu soruya. Adalet asla yaşanan bir şey olmamalıdır yoksa bir anlık yaşanır ve biter. Adalet, eşit olmayanın görüldüğü an insanın içini acıtan duygudur. Bir mendilci, dilenci görüp içiniz mi acıdı? Tebrikler adalet duygunuz var demektir. Bu duyguyu kelimelere dökmeniz bir adım atmanız gerekmez. O duyguyu yaşamak yeterlidir adalet'in varlığı için.
Peki ya Tanrı? Din? Her din farklı isim koymuştur tanrıya. İnanmayanlar da var elbette. İnanmayanlar için zaten bu noktadan sonrası önemli değil. Peki inananlar, yukarıdaki adalet tanımı gerçekten adaletse, yani eşit olmayan görüldüğünde acıma duygusunu yaşamak adaletse, Tanrı adaletsiz midir? Onlara acımıyor mudur ki onları o duruma sokmuştur? Cevap vermek zor ve karmaşık bir soru ne yazıkki bu.
Olaya din penceresinden bakmadan ister inanan ister inanmayan, aslında önce bu soruyu kendine sormalıdır. Evet onlara acıyorum ama neden onları bu duruma soktum, toplumca soktuk? ee yazar, az önce acımak yeterli hiç bir şey yapmasak da olur demiştin adalet için?? Zaten buna kandıysa bir kişi bencil bir kendini kandırıkçıdır. Birine el uzatmadan adalet mi olur yoksa?...
İyi güzel yazmışsın dostum ama,blog yazmak istikrar,devamlılık,azim and şevk ister.Fikirlerini kendine saklayıp,bencilce davranarak adaletsizlik yapmış olmuyo musun şimdi?Adalet önce kendi içimizde başlar.Kendimize karşı adaletli olabilmemiz için de kendimizi iyi tanıyıp,hayatımızı nasıl geçirmeyi ümit ettiğimiz üzerinde düşünmek gerek...Düşmanlarımıza karşı da,dostlarımıza olduğumuz kadar adaletli davranıp davranmadığımızı düşünmek bi de bence...Herkes kendi adaletini sağlasa mahallemiz ne kadar adaletli olur di mi?Bu da benim adalet anlayışım...Hadi hadi yazmaya devam...Bak takipçin de olduk...
YanıtlaSil